Aylin
New member
Campbell Leaper ve Melanie Ayres'in 2007 tarihli meta-analizinde yetişkinlerin konuşkanlık, ilişkisel/bağ kurucu konuşma ve atılgan konuşma biçimleri incelendi. Araştırmacılar, ortalama cinsiyet farklarının genel olarak çok küçük olduğunu bildirdi. Örneğin atılgan konuşma için etki büyüklüğü d = 0,09, ilişkisel konuşma için d = 0,12 olarak raporlandı. Bu rakamların pratik anlamı şudur: İstatistiksel olarak fark bulunabilse bile, iki grubun davranışlarını birbirinden keskin biçimde ayıracak büyüklükte değildir.
2011'de Leaper ve Robnett tarafından yapılan başka bir meta-analizde 29 çalışma, 39 bağımsız örneklem ve toplam 3.502 katılımcı incelendi. Kadınların daha temkinli dil kullanma eğilimi bulundu; ancak etki büyüklüğü yalnızca d = 0,23, yani küçük düzeydeydi. Üstelik sonuçlar konuşmanın bağlamına göre değişiyordu.
Daha güncel bir kapsam incelemesi de benzer biçimde dikkatli olmamız gerektiğini gösteriyor. 2021'de yayımlanan bir incelemede 15 ampirik çalışma değerlendirilmiş ve kadınlar ile erkekler arasında dil kullanımında bağlamlar boyunca güçlü ve tutarlı farklılıkların az olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmacılar, konuşmanın ortamı, sosyal rol, konuşma amacı ve konuşmacının kimlik algısı gibi değişkenlerin cinsiyetten daha açıklayıcı olabildiğini vurgulamıştır.
Dolayısıyla forumda “erkekler ‘değil’ kelimesini daha sonuç odaklı kullanır, kadınlar daha duygusal kullanır” gibi kesin bir hüküm kurmak bilimsel açıdan doğru olmaz.
Fakat farklı bakış açılarını tartışmak yine de mümkün.
Bir erkek kullanıcı “Bu cihaz çalışıyor mu?” sorusuna “Çalışmıyor.” diyerek doğrudan sonuca odaklanabilir.
Bir kadın kullanıcı aynı durumda “Çalışmıyor, üstelik müşteri hizmetleriyle konuştuğumda da çözemediler ve bu yüzden toplantıya yetişemedim.” diyebilir.
Ama bu farkı “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” diye açıklamak yerine iletişim amacı, kişilik, meslek, yaş, sosyal ortam ve deneyim gibi değişkenleri hesaba katmak çok daha sağlamdır.
İşin ilginç tarafı, bunun tersini gösteren binlerce gerçek hayat örneği de bulabiliriz.
Bir mühendis kadın için “değil” son derece teknik bir sonuç bildirebilir:
“Bu sensör güvenilir değil.”
Bir erkek yönetici ise:
“Bu karar doğru değil çünkü ekip üzerinde yaratacağı etkiyi hesaba katmadık.”
diyerek sosyal ve duygusal boyutu öne çıkarabilir.
Yani cinsiyet yerine konuşma amacı daha anlamlı bir başlangıç noktasıdır.
Dilbilim Açısından Asıl İlginç Nokta: “Değil” Bir Sınır Sözcüğüdür
Bana göre “değil” konusundaki en değerli içgörü şu: “Değil” sadece olumsuzluk bildiren bir kelime değildir; aynı zamanda konuşmacının bir önerme ile arasına sınır koymasını sağlar.
“Bu doğru.”
bir iddiadır.
“Bu doğru değil.”
ise o iddianın reddedilmesidir.
Ama:
“Bu tamamen doğru değil.”
dediğimizde artık daha ince bir değerlendirme yaparız.
“Bu yanlış değil.”
dediğimizde başka bir anlam katmanı ortaya çıkar.
“Bu doğru değil mi?”
dediğimizde ise olumsuzluk soru biçimine dönüşür.
“Bu doğru değilse...”
dediğimizde şart ilişkisi kurarız.
Dolayısıyla tek bir “değil” sözcüğü; olumsuzluk, soru, şart, vurgu, karşılaştırma ve söylem bağlamı gibi farklı alanlarla ilişkiye girebilir.
Bu durum dilbilimin neden yalnızca kelime ezberlemekten ibaret olmadığını gösteriyor.
“Değil” ile “-ma/-me” Arasındaki Farkı Hızlıca Nasıl Anlarız?
Pratik bir yöntem kullanabiliriz.
Cümlenin yüklemi bir fiilse önce -ma/-me olumsuzluğunu düşünün:
Geliyor → gelmiyor
Okudu → okumadı
Gelecek → gelmeyecek
Çalışıyor → çalışmıyor
Ama yüklem isim, sıfat veya başka bir isim soylu unsur ise:
Öğretmen → öğretmen değil
Güzel → güzel değil
Benim → benim değil
Hazır → hazır değil
şeklinde “değil” devreye girer.
Elbette Türkçede daha karmaşık yapılar bulunduğu için bu yöntem her cümleyi tek başına açıklamaz. Fakat temel ayrımı öğrenmek için oldukça kullanışlıdır.
Peki “Değil” Bir Edat mı, Bağlaç mı? Burada Neden Kaynaklar Bile Ayrışabiliyor?
İşin ileri düzey dil bilgisi tarafında daha da ilginç bir durum var. “Değil”in sözcük türü ve işlevi konusunda farklı dil bilgisi yaklaşımları bulunabiliyor.
Türk Dil Kurumunun yayımladığı bir değerlendirmede, sözlük tanımının eleştirildiği ve “değil”in farklı kullanımlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Aynı çalışmada “değil”in isim yüklemini olumsuzlaştırması, çekimli fiillerden sonra gelerek hükmü reddetmesi ve bazı bağlama işlevleri gibi farklı kullanımları ayrıştırılıyor.
Bu ayrıntı önemli çünkü dil, matematikteki gibi tek satırlık formüllerden oluşmuyor.
Bir sözcüğün biçimi, cümledeki görevi ve bağlamdaki anlamı birlikte değerlendirilmek zorunda.
Bu nedenle “değil = olumsuzluk eki” demek pratikte anlaşılır bir yaklaşım gibi görünse de dil bilgisi açısından doğru sınıflandırma değildir.
Sonuç: “Değil” Olumsuzluk Yapar Ama Olumsuzluk Eki Değildir
Konuyu tek cümlede toparlarsak:
“Değil”, Türkçede olumsuzluk anlamı oluşturabilen bir sözcüktür; ancak “-ma/-me” gibi bir olumsuzluk eki değildir.
Fiillerde:
geliyor → gelmiyor
gibi bir yapı görürüz.
İsim ve sıfat yüklemlerinde:
güzel → güzel değil
öğrenci → öğrenci değil
gibi bir yapı görürüz.
Bu ayrımın sınav açısından olduğu kadar gerçek iletişim açısından da önemi var. Çünkü “değil” yalnızca bir kelimeyi olumsuzlamaz; konuşmacının bir iddiayı reddetme, sınırlandırma, düzeltme veya yeniden çerçeveleme biçimini de etkiler.
Üstelik cinsiyet üzerinden yapılan “erkekler sonuç odaklı, kadınlar duygusal” açıklamalarını da bu konuya doğrudan yapıştırmak doğru değil. Araştırmalar bazı ortalama farklar bulsa da bunların büyük bölümünün küçük olduğunu ve bağlam tarafından ciddi biçimde değiştirilebildiğini gösteriyor.
Bence tartışmaya değer asıl soru şu:
“Değil” kelimesini kullandığımızda gerçekten sadece bir şeyi mi reddediyoruz, yoksa konuşmanın yönünü de mi değiştiriyoruz?
Mesela “Bu fikir doğru değil.” ile “Bu fikir yanlış.” sizce gerçekten aynı şeyi mi söylüyor?
“Bu karar iyi değil.” cümlesi, “Bu karar kötü.” cümlesinden neden daha yumuşak duyuluyor?
Bir de günlük konuşmada kullandığımız “değil mi?”, “değil mi ama?”, “öyle değil” ve “öyle değil mi?” gibi kalıpları düşünün. Burada “değil” yalnızca olumsuzluk bildirmekten çıkıp karşımızdaki kişinin onayını, itirazını veya ortak düşüncesini arayan sosyal bir araca dönüşebiliyor.
Belki de “değil”i öğrenmenin en güzel yolu tam olarak burada: Onu yalnızca bir dil bilgisi sorusunun cevabı olarak değil, Türkçenin düşünceyi nasıl reddettiğini, yumuşattığını, sınırlandırdığını ve yeniden kurduğunu gösteren küçük ama güçlü bir araç olarak görmek.
Kaynaklar ve Dayanaklar
Türk Dil Kurumu, “Olumsuzluk eki -mA- yapım eki midir yoksa çekim eki midir?” TDK, farklı dil bilgisi araştırmacılarının -ma/-me ekinin sınıflandırılması konusunda farklı görüşlere sahip olduğunu açıklıyor.
Türk Dil Kurumu, “Türkçe Sözlük’teki Bazı Tanımlar Üzerine” çalışması. “Değil”in isim yüklemlerini olumsuzlaştırması ve farklı bağlamlardaki işlevleri ayrıntılı biçimde tartışılıyor.
Türk Dil Kurumu, Dil Bilgisi Toplantıları bildirileri, “-mA-” olumsuzluk unsurunun işlevi ve sınıflandırılması üzerine değerlendirmeler.
Leaper, C. & Ayres, M. M. (2007), A Meta-Analytic Review of Gender Variations in Adults' Language Use, Personality and Social Psychology Review, 11(4), 328–363. Meta-analiz, cinsiyetler arasındaki ortalama dil kullanım farklarının genel olarak küçük olduğunu gösteriyor.
Leaper, C. & Robnett, R. D. (2011), Women Are More Likely Than Men to Use Tentative Language, Aren’t They?, Psychology of Women Quarterly, 35(1), 129–142. 3.502 katılımcıyı kapsayan 29 çalışma ve 39 bağımsız örneklem incelenmiş; bulunan fark küçük düzeydedir.
Plug, I. ve diğerleri (2021), Do women and men use language differently in spoken face-to-face interaction?, 15 ampirik çalışmanın kapsam incelemesi. Cinsiyetler arasında bağlamdan bağımsız güçlü dil farklılıkları için sınırlı kanıt bulunmuştur.
Kaynakları metin içinde netleştir
Bin kelime şartını doğrula
2011'de Leaper ve Robnett tarafından yapılan başka bir meta-analizde 29 çalışma, 39 bağımsız örneklem ve toplam 3.502 katılımcı incelendi. Kadınların daha temkinli dil kullanma eğilimi bulundu; ancak etki büyüklüğü yalnızca d = 0,23, yani küçük düzeydeydi. Üstelik sonuçlar konuşmanın bağlamına göre değişiyordu.
Daha güncel bir kapsam incelemesi de benzer biçimde dikkatli olmamız gerektiğini gösteriyor. 2021'de yayımlanan bir incelemede 15 ampirik çalışma değerlendirilmiş ve kadınlar ile erkekler arasında dil kullanımında bağlamlar boyunca güçlü ve tutarlı farklılıkların az olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmacılar, konuşmanın ortamı, sosyal rol, konuşma amacı ve konuşmacının kimlik algısı gibi değişkenlerin cinsiyetten daha açıklayıcı olabildiğini vurgulamıştır.
Dolayısıyla forumda “erkekler ‘değil’ kelimesini daha sonuç odaklı kullanır, kadınlar daha duygusal kullanır” gibi kesin bir hüküm kurmak bilimsel açıdan doğru olmaz.
Fakat farklı bakış açılarını tartışmak yine de mümkün.
Bir erkek kullanıcı “Bu cihaz çalışıyor mu?” sorusuna “Çalışmıyor.” diyerek doğrudan sonuca odaklanabilir.
Bir kadın kullanıcı aynı durumda “Çalışmıyor, üstelik müşteri hizmetleriyle konuştuğumda da çözemediler ve bu yüzden toplantıya yetişemedim.” diyebilir.
Ama bu farkı “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” diye açıklamak yerine iletişim amacı, kişilik, meslek, yaş, sosyal ortam ve deneyim gibi değişkenleri hesaba katmak çok daha sağlamdır.
İşin ilginç tarafı, bunun tersini gösteren binlerce gerçek hayat örneği de bulabiliriz.
Bir mühendis kadın için “değil” son derece teknik bir sonuç bildirebilir:
“Bu sensör güvenilir değil.”
Bir erkek yönetici ise:
“Bu karar doğru değil çünkü ekip üzerinde yaratacağı etkiyi hesaba katmadık.”
diyerek sosyal ve duygusal boyutu öne çıkarabilir.
Yani cinsiyet yerine konuşma amacı daha anlamlı bir başlangıç noktasıdır.
Dilbilim Açısından Asıl İlginç Nokta: “Değil” Bir Sınır Sözcüğüdür
Bana göre “değil” konusundaki en değerli içgörü şu: “Değil” sadece olumsuzluk bildiren bir kelime değildir; aynı zamanda konuşmacının bir önerme ile arasına sınır koymasını sağlar.
“Bu doğru.”
bir iddiadır.
“Bu doğru değil.”
ise o iddianın reddedilmesidir.
Ama:
“Bu tamamen doğru değil.”
dediğimizde artık daha ince bir değerlendirme yaparız.
“Bu yanlış değil.”
dediğimizde başka bir anlam katmanı ortaya çıkar.
“Bu doğru değil mi?”
dediğimizde ise olumsuzluk soru biçimine dönüşür.
“Bu doğru değilse...”
dediğimizde şart ilişkisi kurarız.
Dolayısıyla tek bir “değil” sözcüğü; olumsuzluk, soru, şart, vurgu, karşılaştırma ve söylem bağlamı gibi farklı alanlarla ilişkiye girebilir.
Bu durum dilbilimin neden yalnızca kelime ezberlemekten ibaret olmadığını gösteriyor.
“Değil” ile “-ma/-me” Arasındaki Farkı Hızlıca Nasıl Anlarız?
Pratik bir yöntem kullanabiliriz.
Cümlenin yüklemi bir fiilse önce -ma/-me olumsuzluğunu düşünün:
Geliyor → gelmiyor
Okudu → okumadı
Gelecek → gelmeyecek
Çalışıyor → çalışmıyor
Ama yüklem isim, sıfat veya başka bir isim soylu unsur ise:
Öğretmen → öğretmen değil
Güzel → güzel değil
Benim → benim değil
Hazır → hazır değil
şeklinde “değil” devreye girer.
Elbette Türkçede daha karmaşık yapılar bulunduğu için bu yöntem her cümleyi tek başına açıklamaz. Fakat temel ayrımı öğrenmek için oldukça kullanışlıdır.
Peki “Değil” Bir Edat mı, Bağlaç mı? Burada Neden Kaynaklar Bile Ayrışabiliyor?
İşin ileri düzey dil bilgisi tarafında daha da ilginç bir durum var. “Değil”in sözcük türü ve işlevi konusunda farklı dil bilgisi yaklaşımları bulunabiliyor.
Türk Dil Kurumunun yayımladığı bir değerlendirmede, sözlük tanımının eleştirildiği ve “değil”in farklı kullanımlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Aynı çalışmada “değil”in isim yüklemini olumsuzlaştırması, çekimli fiillerden sonra gelerek hükmü reddetmesi ve bazı bağlama işlevleri gibi farklı kullanımları ayrıştırılıyor.
Bu ayrıntı önemli çünkü dil, matematikteki gibi tek satırlık formüllerden oluşmuyor.
Bir sözcüğün biçimi, cümledeki görevi ve bağlamdaki anlamı birlikte değerlendirilmek zorunda.
Bu nedenle “değil = olumsuzluk eki” demek pratikte anlaşılır bir yaklaşım gibi görünse de dil bilgisi açısından doğru sınıflandırma değildir.
Sonuç: “Değil” Olumsuzluk Yapar Ama Olumsuzluk Eki Değildir
Konuyu tek cümlede toparlarsak:
“Değil”, Türkçede olumsuzluk anlamı oluşturabilen bir sözcüktür; ancak “-ma/-me” gibi bir olumsuzluk eki değildir.
Fiillerde:
geliyor → gelmiyor
gibi bir yapı görürüz.
İsim ve sıfat yüklemlerinde:
güzel → güzel değil
öğrenci → öğrenci değil
gibi bir yapı görürüz.
Bu ayrımın sınav açısından olduğu kadar gerçek iletişim açısından da önemi var. Çünkü “değil” yalnızca bir kelimeyi olumsuzlamaz; konuşmacının bir iddiayı reddetme, sınırlandırma, düzeltme veya yeniden çerçeveleme biçimini de etkiler.
Üstelik cinsiyet üzerinden yapılan “erkekler sonuç odaklı, kadınlar duygusal” açıklamalarını da bu konuya doğrudan yapıştırmak doğru değil. Araştırmalar bazı ortalama farklar bulsa da bunların büyük bölümünün küçük olduğunu ve bağlam tarafından ciddi biçimde değiştirilebildiğini gösteriyor.
Bence tartışmaya değer asıl soru şu:
“Değil” kelimesini kullandığımızda gerçekten sadece bir şeyi mi reddediyoruz, yoksa konuşmanın yönünü de mi değiştiriyoruz?
Mesela “Bu fikir doğru değil.” ile “Bu fikir yanlış.” sizce gerçekten aynı şeyi mi söylüyor?
“Bu karar iyi değil.” cümlesi, “Bu karar kötü.” cümlesinden neden daha yumuşak duyuluyor?
Bir de günlük konuşmada kullandığımız “değil mi?”, “değil mi ama?”, “öyle değil” ve “öyle değil mi?” gibi kalıpları düşünün. Burada “değil” yalnızca olumsuzluk bildirmekten çıkıp karşımızdaki kişinin onayını, itirazını veya ortak düşüncesini arayan sosyal bir araca dönüşebiliyor.
Belki de “değil”i öğrenmenin en güzel yolu tam olarak burada: Onu yalnızca bir dil bilgisi sorusunun cevabı olarak değil, Türkçenin düşünceyi nasıl reddettiğini, yumuşattığını, sınırlandırdığını ve yeniden kurduğunu gösteren küçük ama güçlü bir araç olarak görmek.
Kaynaklar ve Dayanaklar
Türk Dil Kurumu, “Olumsuzluk eki -mA- yapım eki midir yoksa çekim eki midir?” TDK, farklı dil bilgisi araştırmacılarının -ma/-me ekinin sınıflandırılması konusunda farklı görüşlere sahip olduğunu açıklıyor.
Türk Dil Kurumu, “Türkçe Sözlük’teki Bazı Tanımlar Üzerine” çalışması. “Değil”in isim yüklemlerini olumsuzlaştırması ve farklı bağlamlardaki işlevleri ayrıntılı biçimde tartışılıyor.
Türk Dil Kurumu, Dil Bilgisi Toplantıları bildirileri, “-mA-” olumsuzluk unsurunun işlevi ve sınıflandırılması üzerine değerlendirmeler.
Leaper, C. & Ayres, M. M. (2007), A Meta-Analytic Review of Gender Variations in Adults' Language Use, Personality and Social Psychology Review, 11(4), 328–363. Meta-analiz, cinsiyetler arasındaki ortalama dil kullanım farklarının genel olarak küçük olduğunu gösteriyor.
Leaper, C. & Robnett, R. D. (2011), Women Are More Likely Than Men to Use Tentative Language, Aren’t They?, Psychology of Women Quarterly, 35(1), 129–142. 3.502 katılımcıyı kapsayan 29 çalışma ve 39 bağımsız örneklem incelenmiş; bulunan fark küçük düzeydedir.
Plug, I. ve diğerleri (2021), Do women and men use language differently in spoken face-to-face interaction?, 15 ampirik çalışmanın kapsam incelemesi. Cinsiyetler arasında bağlamdan bağımsız güçlü dil farklılıkları için sınırlı kanıt bulunmuştur.
Kaynakları metin içinde netleştir
Bin kelime şartını doğrula